Ana sayfa                          07 Kasım 2009, Cumartesi 13:15 Üyeler , Üye olmak için   
 
mektup@hurriyet.com.tr
fax: (0212) 677 07 77
Hürriyet içeriğini okur denetimine açıyor. Gazetedeki haberden baskı kalitesine, web sayfası düzenine kadar, eksik, yanlış, hatalı, meslek etiğine aykırı bulduğunuz, merakınızı uyandıran hususları Okur Temsilcisi'ne iletin. Şikayet, eleştiri, soru ve önerilerinizi bekliyoruz.
Rakı kadehinde kopan fırtına

19 Mayıs 2008
GEÇEN haftanın en çok okur tepkisi alan haberi salı günü "Bir kadeh rakı artık yasak" başlığı ile yayımlandı.

Hürriyet, Türkiye’deki içki sanayicilerinin ve ithalatçılarının hep şikayet ettiği merdiven altı üretimi ve satışı ortadan kaldırmayı hedefleyen bir kanunun getirdiği bu düzenlemeleri birinci sayfadan, ’Bir kadeh rakı artık yasak’ başlığı altında ve ’Evin dışında içmek zor’, ’Kokteyl içmek hayal’ gibi alt başlıklarla verdi.

Salı günü başlayan okur tepkilerinin bir bölümü ağır küfürlerle dile getirildi çoğu zaman olduğu gibi, bazıları da telefon etti; yakınlarımdan bile bu haberle ilgili değerlendirme aldım.

Ekonomi sayfasında yayımlanan Ceyhun Kuburlu imzalı haberi birkaç kez okudum.

Haberde Türkiye’deki içki sektörünün en önemli oyuncularından, örneğin rakı üreticilerinden ya da büyük içki ithalatçılarından alınmış bilgi yok. Sektörün nispeten önemsiz temsilcilerinin kaygıları ise sanki gerçekmiş gibi sunuluyor başlık ve spotlarda.

Türkiye’de piyasanın en büyüğü olan Mey İçki İcra Kurulu Başkanı Galip Yorgancıoğlu, ertesi gün yayımlanan gazetelere göre, yasanın kayıtdışına yaptırımlar getirdiğini belirtip, ’Kadehle içki satışı sona ermedi’ diyordu.

Benim görüştüğüm dünyanın en önemli içki üreticilerinden birinin Türkiye yöneticileri de durumdan memnundular çünkü merdiven altı üretim ve satış engellenirken, hem markalar korunacak, hem devletin vergi geliri azalmayacaktı.

Yani yeni çıkan yasada yer alan bir maddenin başındaki ’Yetkili olmadıkları halde’ tanımlaması denklem dışında bırakılınca ortaya bu durum çıkmıştı.

Markaların korunması tüketicinin korunması demekti. Örneğin, geçen hafta içindeki bir kutlamasında şişelerce viskinin ’sahte’ olduğunu son anda anlayan Hürriyet’in ağzı da kaçak içki nedeniyle az daha yanıyordu.

Hürriyet Ekonomi Müdürü Vahap Munyar perşembe günkü yazısında, duruma kendi açısından netlik kazandırdı. Ancak bence bu açıklama yeterli değil.

Neden mi? İşte aklıma gelen sorular şunlar:

Türkiye’de Tekel ürünleri satış ruhsatı, içkili mekan işletme ruhsatı gibi belgelerin içki satılan ve tüketilen yerlerde bulunması mecburi iken, ’yetkili olmadıkları halde’ ibaresi nasıl görülmemişti; ya da değerlendirilmemişti?

Sektörün en büyüklerinin yasa ile ilgili düşünceleri neden alınmamıştı?

Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu ile yasa hakkında neden görüşülmemişti?

Bu üç unsura dikkat edilseydi; haber daha güçlü hale gelecek, başlık ise ’kayıtdışı ile mücadele’ merkezli bir anlam kazanacaktı.

’Yetkili olma’ hali dünyanın her ülkesinde alkollü içki satışı için gerekiyor.

Benim iyi bildiğim İngiltere’de 1980’li yıllarda, ülkenin kültürel simgelerden publar günün büyük bölümü kapalı kalırdı. Geceleri ise saat 11.00’de, son siparişler için barda bir zil çalar, 11.00’i geçiren yeni içki ısmarlayamazdı. Sonra, bu düzenlemeler biraz gevşedi ama içki satışı için ruhsat alma gereği sürdü.

Ruhsat alma gereğinin en temel nedeni içki satışlarını kontrol etmektir.

İçki üzerindeki büyük vergi yükü, dünyanın her ülkesinde devlet açısından önemli bir gelir kapısıdır. O nedenle de içki satışları denetlenmelidir.

Örneğin, İskoçya’da şişelenmeden önce yıllanan viski fıçılarının saklandığı ambarlar, vergi memurları tarafından mühürlenir; ancak onlar tarafından açılır. 20. yüzyıl başına kadar bu mührü izinsiz açmak ağır ceza gerektiren bir suçtu.

Sonuçta, Türkiye’de şarap piyasasının çok küçük oyuncularından birinin iddialarına dayanarak başlatılan bir haber üretim süreci, Hürriyet’e dönük ciddi ve haklı eleştirilere yol açtı.

Daha dava sürüyor...

Prof. Dr. Ramazan Mirzaoğlu, eski Devlet Bakanı: "12 Mayıs 2008 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde ’Eski Bakan Usulsüz Faturaları Ödeyecek’ başlığı altında şahsımla ilgili bir haber çıktı. Bu haber yargı süreci tamamlanmamış bir mahkeme kararına isnat ettirildi. Maalesef şahsımla ilgili siyasi amaçla açılmış bir davada bakanlık dönemimde bakanlığımın faaliyetleri ve bana bağlı müdürlüklerin açılış toplantı masrafları dahi şahsıma yüklenmek istenmektedir. Bunlar içinde yabancı ve yerli basın mensupları ile yaptığım toplantıların masrafları da bulunmaktadır. Ayrıca benimle ilgisi olmayan başka şahısların faturaları da bana haksız olarak çıkarılmaktadır. Bakanlığım döneminde ne kendime ne de birinci derecede yakınlarıma ait hiç bir masrafı devlete ödetmedim. İçki içmeyen bir insanın nasıl alkol faturaları olur bunu kamuoyunun ve Türk yargısının takdirine bırakıyorum."

Okur Temsilcisi’nin Notu: Kısmen haklısınız çünkü daha Yargıtay aşaması var. Başlık, sanki süreç tamamlanmış gibi atılmış.

Kanlı nehir kara nehir olmuş

Efe Dalkılıç: "13 Mayıs 2008 tarihli Hürriyet ana gazetede Zafer Tokuş imzalı ’Kanlı Nehir’ isimli haber ve fotoğraf var. Bu haberde bence ana tema kırmızı, kanın rengi, kan ile kırmızı rengin insanlarda yaratacağı ürperti ile haberin okunacak olması belki de. Ama gazetede resim siyah-beyaz basılmış. Hiçbir özelliği kalmamış. Aynı haber aynı gün başka bir gazetede baş sayfada renkli basılmış. Mesaj bence daha çarpıcı verilmiş. Dikkat çekici ve etki yaratıcı. Ben okuyucu olarak amiral gemisinde bu haberin renkli olarak verilmiş olmasını tercih ederdim. Tabii ki şahsi görüşümdür."

Okur Temsilcisi’nin Notu: Belli ki sizin okuduğunuz gazetede bu haber renkli olmayan sayfalardan birinde basılmış. Haklısınız; ama çok bölgeli ve çok baskılı Hürriyet gibi bir gazetede bazen böyle hatalar olabiliyor.